HAMAR KABİLESİ

Addis Ababadan çıkalı neredeyse 650 km olmuştu. Bir kısmı asfalt, bir kısmı toprak, tozlu ve kasisli yollardan geçip Omo Vadisinin önemli kasabalarından Turmiye varmıştık. İlk gördüğümüz kabile ” Dorze” lerdi. Sonra Jinka yerel pazarına gelip, burada değişik kabilelerin insanlarını hayretle izlemiştik. Yola devam ettikçe ” A’ari kabilesini ve ” Kara ” kabilesini de gördüklerimize ekleyebilmiştik. Bir akşam üzeri Turmi yakınlarındaki ” Hamar ” köyüne gidip, ertesi günde şansımıza bir ” Hamar” düğün töreni olan ” Öküzden atlama” törenlerinin yapılacağı vadinin derinliklerinde bir dere yatağına gidip, bu ritüeli izleyebilmiştik.

Hamar kabilesi, güney Etiyopya’daki Omo Vadisi’nin doğu tarafındaki dikenli çalılarla kaplı yaklaşık 4.900 km2 lik bir bölgede yaşıyor. Geçimlerini hayvancılık ve tarımla sürdürüyorlar. Toplam nüfusları yaklaşık 50-55.000 kişi olup, 25 klan’a ayrılmış olarak bölgede yer alıyorlar. Bahar aylarında bölge yağışlardan dolayı çok yeşeriyor, çiçekler ve kuşlarla doluyor. Ancak senenin büyük bir kısmı çok sıcak ve kurak oluyor. Vadi bodur ağaçlar, dikenli çalılar ve termit kuleleriyle kaplı. Hamarlar vadinin nispeten daha kurak, yüksek ve kayalık bölgelerinde yaşıyorlar.

Hamarlar hayvancılıkla geçimlerini sağlıyorlar, hatta Kara kabilesi gibi nüfusları az kabilelerin hayvanlarına da bakıp, karşılığında tarım ürünleri alıyorlar. Başlangıçta yoğun olarak yaptıkları avcılık ne yazık ki bölgedeki tüm domuz ve küçük antilopları ( dikdik antilobu) yok ettiği için artık avcılık yapmayıp, Keçi, büyükbaş hayvan, tarım ( fasülye, mısır,sorgum,ve balkabağı gibi) ve akasya ağaçlarında arıcılık yaparak hayatlarını sürdürüyorlar.

Hayvancılık genel olarak bir kaç ailenin birleşerek yaptıkları bir faaliyet. Etiyopya ve özellikle Omo Vadisi kabileleri için hayvancılık neredeyse hayatlarının en önemli parçası. Normal mevsimde sütü, eti, derisi, gübresi ve boynuzları onlara hayat verirken kuru mevsimlerde hayvanların boyunlarına açtıkları bir delikten çanaklarına kan doldurup, onun üzerine hemen hayvandan süt sağıp karıştırıyorlar ve onu içiyorlar. Hayvanın damarında açtıkları deliği de çamurla sıvayıp kapatıyorlar. İçtikleri bu kan ve süt karışımı hem susuzluklarını gideriyor, hem de yüksek protein takviyesi görevini görüyor, karınlarını doyuruyor hayatta kalmalarını sağlıyor.

Hayvan sahibi olmak hem geçimi sağlamak, hem sütünden, etinden beslenmek, hem tereyağını satmak, süslenmekte kullanmak, hem derisinden elbise dikmek için olduğu kadar , en az bunlar kadar önemli olan ” evlilik” içinde çok önemli. Genç bir adam evlenecekse onun mutlaka geline verebileceği sığır , keçi ve silahtan oluşan bir ” gelin serveti ” olmalı. Her gencin ailesinde bu kadar çok hayvan olmadığından hayvan hırsızlığı da çok rastlanılan durumlardan birisi oluyor Bu nedenle çatışmalar çıkıyor, hatta ölümler oluyor.

Hamar halkına göre, bir ailenin zenginliği sahip olduğu büyükbaş hayvan sayısından anlaşılır ve birçok genç, bütün yılı köyünden çok uzaktaki Omo Nehri ovalarının otlaklarında geçirir. Burası aynı zamanda düşman topraklarının sınırının başladığı noktadır. Bazen, taze et bulmak, düğün çeyizine fazladan hayvan katmak ya da yeni teçhizatlar bulmak amacıyla tek başına veya misso denilen bir “av arkadaşıyla” baskın yapmaya çıkanlar olur. Bunlar, kendini ya da sürüsünü doyurmayı, öldürdüğü adamın silahlarını ve cephanesini almayı amaçlar. Fakat daha da önemlisi, bir adam Hamar topluluğundaki yüksek statüsünü düzenlediği bir baskında düşman kabileden birini öldürerek sağlama alabilir.

Düşmanını öldüren bir Hamar erkeği, misso’suyla birlikte gururla köyüne dönerken yolda hem kendi kendine hem de karşılaştığı diğer herkese zafer şarkıları söyler. Babasının çiftliğine açılan kapıya ulaştığında beyaz bir keçinin boğazı kesilir ve kanı, birini öldürmüş olmanın verdiği suçluluk duygusunu silip atması için katilin omuzlarına dökülür. Baba ise oğlunun sağ elini kaldırarak onu karşılar; oğul, sağ elinde öldürdüğü düşmanının silahını ve cinsel organlarını (eğer alabildiyse testisleri ve penisi) tutar. Bunlar kapının üstüne yerleştirilir ve ardından savaşçı, bölgeden toplanmış olan yaprak halkalarıyla süslenir. Kadınlar gelir ve kahramana çeşitli boncuklar ve ufak deri kayışlar verir; bunlar kahramanın başına, dirseklerine ve kollarına bağlanır. Sonrasında “kahramana” katillere ayrılmış olan özel bir isim (yirmit) adı verilir.

Ayrıca öldürdüğü düşman sayısına göre, Hamar savaşçısının göğsüne dikey olarak pala ya da “kahramanlık izleri” kazınır.

HAMAR ÇOBANI

Turmiye kadar yolun asfalt yapılması, baraj inşaatı ve Merkezi hükümetin Omo Vadisine şeker ekimini yapmak için kabileleri boşaltma kararı bölgeye daha çok asker, polis ve diğer devlet güçlerinin gelmesine neden olmuş. Onlarda hırsızlık, kız kaçırma, adam öldürme gibi suçları engellemeye çalışırken köylerde “pala” izi taşıyan erkekleri tutuklayıp adam öldürmekten 1’er yıl hapsetmeye başlamışlar. O nedenle bir süreden beri bu tür izler vücutlara yapılmaz olmuş.

VÜCUT SÜSLEMEHAMAR DEMİRCİLERİ VE YARA İZİ ( KESİK) USTALARI

Demir halkalar, kolyeler, araç-gereçler, silahlar ve ayin eşyaları son derece kıymetli unsurlar olarak görülür ve bunları yaratabilecek beceriye sahip olan tek kişi demircidir (gito). Hamar halkı, demirciye “kızgın” (edi nu), yani “yaratıcı enerjisi ve hayal gücü olan kişi” der. Demirciler her daim erkek olan mistik figürlerdir ve mesleği babalarından öğrenirler. Bazı köylerde gito’nun “Göz” gücüne sahip olduğuna inanılır; şeytanın gözü (chaki) gibi, insanı hasta edebilen (arkadaşlarını bile) ve hemen bitkisel ilaçlarla tedavi edilmezse onları öldürebilen tehlikeli bir güç. Bu güce sahip olan demirciler, eserleri hevesle beklense bile, önlem olarak topluluklarından birkaç kilometre uzakta bir sürgün hayatı yaşarlar. Bu adamlar öyle büyük saygı görür ki, toplulukları onlara yaşamları boyunca yemek ve su sağlar. Bunları getiren kişi bu “ateşin adamına” asla bakmaz. Demirciler öldükleri zaman halklarının yanına gömülmez: “Onları kayalıkların arasındaki bir oyuğa atarlar.” Bu karanlık mistisizm ve inanç sistemi günümüzde yalnızca birkaç toplulukta devam ediyor ve birçok demirci daha çok para kazanabileceklerini fark ederek Turmi ve Dimeka gibi turist kasabalarına yerleşiyor. Göz’ün gücü onları terk ettiği için artık korkulan kişiler de değiller.

Öte yandan Hamar demircileri, tıpkı diğer Afrika kültürlerinde olduğu gibi, yara izlerini ( kesikleri) oluştururken kullandıkları aletlerden (hade) dolayı erkek ve kadınların “yaratıcısı” olarak görülmeye devam ediyor. “Gerçek” Hamar erkekleri, düşmanlarını mağlup eden ve atalarının yara izlerini taşıyan savaşçılardır, kızlarsa ilk izlerini aldıklarında ve evlendiklerinde kadınlara dönüşürler, çünkü birçok Hamar erkeği yaralı kadınları tercih eder.

HAMAR KADINI

Hamar yara izini alma süreci fazlasıyla acılı bir süreç ve neredeyse insanlık dışı bir şey olduğunu söyleniyor. Her zaman kadın olan yaracı, dikenli dili çalısından ufak bir parça keser. Bu çalının çift dikenleri tamamen aşınmış olan bir azı dişini andırır, fakat dikenlerin üst kısmı bir bıçak gibi keskin hale getirilir. Çift diken deriyi kaldırmak için kullanılır, sonrasında bir taşla keskinleştirilen demir hade aletiyle deri kesilir (sürtünme ısısının bıçağı temizlediği söylenir). Yara kanamaya başladığında, yaracı aletiyle yaranın etrafını kazıyarak temizlemeye başlar ve kanı temizler. Sonra arta kalan deriyi kaldırmak için bir kesik daha atar. Bu şekilde bir dizi yara izini tamamladıktan sonra aletini sonraki kesme işlemi için tekrar bileyler. Yaraların iyileşmesi için garanti bitkisinden (“ölü ruhların gıdası”) alınıp ezilen ve ufak sarı renkli domateslere benzeyen meyvelerden bir sıvı yapılır. Bazı yaşlı savaşçılar bu karışımın kesme işleminden çok daha fazla acı verdiğini ve Hamar halkından pek çok insanın artık bunu reddettiğini söyler.

Güzellik işaretlerine sahip olan kadınlar, bu işaretleri tek seferde almaz. Bedenlerinin bir parçası haline gelecek olan bu yara izi sıralarının tamamlanması için yaracıyla birçok seans geçirmeleri gerekir. Erkekler ise göğüslerini tek bir eziyet dolu güne katlanarak kazıtırlar.

Ancak bazı Hamarlar, bir erkeğin tek bir öldürme için bütün göğsünü kazıtabileceğini söylerken, diğerleri öldürülen her bir insanın bel hizasından boyna kadar uzanan tek bir dikey kesik hattı ile gösterilmesi gerektiğini belirtir. Fakat genç erkekler de tıpkı kadınlar gibi güzellik işaretlerine sahip olabiliyor ve bu işaretler diz kapaklarının hemen üzerinde, kollarında ya da bellerinde yer alan bir dizi kesikten oluşabiliyor. Bu tür işaretler yalnızca birkaç dakika içerisinde yapılabiliyor.

Evlilik çağına gelmiş bir genç Hamar erkeği evlenmek isterse 30 keçi ve 20 sığırdan oluşan bu serveti vaad edebilmelidir. Vaad olmasının sebebi bu kadar büyük bir sürü pek çok Hamar erkeğinin ailesinde olmaması. Evlilik zamanında bir kısım hayvan veriliyor, daha sonraki yıllarda da geriye kalan hayvanlar taksitler halinde ödenmeye devam ediyor. Bazen ömür boyu ödenemediği de oluyor. Bazı ailelerde sürü kalabalıksa o ailenin erkekleri hayvanları yettiği kadar kadınla evlenebiliyorlar. Kadınlar ise ancak bir kere evlenebiliyor.

Evliliklerde bir kaç şekilde olabilir, birisi ailelerin anlaşması yoluyla, diğeri karşılıklı rıza göstermekle, bir diğeri kaçırarak, başka bir evlilik türü miras olarak , yani ölen kardeşin karısıyla evliliktir. Hamar erkeğinin ilk evlendiği kadın boynuna ucu metal bir topuzla bağlanmış parmak kalınlığında bir deri halka ( esente) takar. Bu deri halka kadının ilk eş olduğunu göstergesidir ve ölünceye kadar çıkarılamaz.

İLK EŞ

İkinci, üçüncü ve diğer eşler sadece kalın metal bir halka( binyere) takarlar. Bu da onların statüsünün birinci kadından sonra geldiğini gösterir. Birinci kadın kendi deri halkasının altına süslenmek amaçlı diğer eşlerin taktıkları metal halkalardan takabilir, ancak diğer kadınlar birinci eş halkasını hiç bir nedenle takamaz.

İLK VE İKİNCİ EŞ BOYUNLUĞUNU TAKMIŞ HAMAR KADINI

İKİNCİ EŞ

Kadınlar ayrıca deniz kabukları, cam, tohum ve metal boncuklar ile süslenmiş ve vücutlarının üst kısmını kapatmak için keçi derisinden yapılmış boncuklu elbiseler giyerler. Yaşlı kadınlar kollarına ve bacaklarına çok sayıda kalın demir halka (zau) takar. Kol halkaları geleneksel olarak yalnızca büyükbaş hayvan karşılığında satın alınabilir (bir inek karşılığında yirmi beş halka).

Saç tarzları da Hamar güzellik anlayışı içerisinde çok önemli bir yer tutuyor. Kadınlar saçlarını yağ ve aşıboyası ile bukleler haline getirip kıpkırmızı rastalar yaratıyor; goscha denilen bu tarz, erkeklere oldukça çekici geliyor. Hamar dilinde dansho denilen bir ayin sözü bulunuyor; bu sözün topraklara bolluk ve bereket getirdiğine inanılıyor ve bazıları dansho’yu genç bir kadının kırmızı renkli lülelerine benzetiyor, çünkü benzer bir anlamı çağrıştırdıkları düşünülüyor. Öte yandan, bir düşmanı ya da tehlikeli bir hayvanı öldüren cesur erkekler topraktan yapılmış ve üç ile altı ay dayanabilen bir başlık takıyorlar.

HAMAR KADINININ YAPILMIŞ SAÇLARI

Saçlar önce kabartılıyor, ardından toprak ve suyla düzleştiriliyor, sonrasındaysa aşı boyası ve kireçle boyanıyor. Saç topuzunun önüne ya da arkasına eklenen keçi kemiği sayesinde bir ya da daha fazla sayıda beyaz devekuşu tüyü (tuti) saça tutturulabiliyor; bu tüyler avlanmayı ve doğaya hakim olmayı simgeler. Hamar erkekleri, özel saç şekillerini korumak için yanlarında her zaman bir borkoto ya da oyulmuş bir tabure taşır ve bunu başlık olarak kullanır.

SAÇLARI YAPILMIŞ HAMAR ERKEĞİ

Tarım yaptıkları toprakların mülkiyeti tüm Etiyopyada devlete ait. Bu nedenle ektikleri, biçtikleri topraklar kendilerinin değil. Ancak Omo Vadisi kabileleri bu toprakları kullandıkları için devlete bir kira da ödemiyorlar. Ağaçlardan topladıkları meyveler ve topraktan aldıkları mahsül kendilerinin oluyor. Tarımda makineleşme yok. Yakın zamana kadar her yerde insan gücüyle toprak sürülüp, ekilip, biçilirken şimdilerde öküzün arkasına taktıkları sabanla sürülüyor. Ancak pek çok yerde insan gücüyle yapılan toprak sürme işlemine rastlanıyor.

KARASABANLA TARLA SÜREN ÇOCUKLAR

Hamar kabilesi , Kenya sınırının yakınında Güney Omo Bölgesi’nde veya diğer adıyla Omo Vadisi’nde yaşıyor. Omo Vadisi’nin güney kısmı ‘zehirli cennet’ olarak bilinir, manzara güzeldir, ancak iklim koşulları sağlıklı ve uzun ömürlülüğe elverişli olamayacak kadar sıcak ve kuraktır. İnsanların ortalama ömrü 45 yıldır.

OMO VADİSİ GÜN BATIMI

Sıtma hastalığı bu bölgede yoğun olarak görülmektedir. Zaman zaman şiddetli kuraklıklar yaşanır, bu kuraklıklarda binlerce insan ve hayvan ölümleri olur. Şimdilerde yoğun mücadele edilmesine rağmen ” çeçe sineği” de oldukça insan ve hayvanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Hamarlar Omo nehri kenarlarında değil, vadinin kurak ve çorak tepelerinde yerleşmişler ve o çetin koşullarda hayvancılık yapmaktadırlar. Suyun azlığı, temizlik, yetersiz beslenme, sıtma, çeçe ve sineği gibi sebepler ömürlerini kısalttığı gibi, diş ve göz hastalıkları da yaşamlarının kısa olmasının önemli bir nedenidir.

ÇEÇE SİNEĞİ

Hamar erkekleri kadınlarından daha erken ölürler Bir köyde yapılan araştırmada 39 evli kadının 27 sinin dul olduğu tespit edilmiştir. Dul kalan kadın evin yönetimini üstlenir. Hatta evin büyükleri de ölmüşse, kadın, kocasının küçük kardeşlerinin ve hayvanların da yönetimini üstlenir.

HAYVAN GÜDEN ÇOCUKLAR

Afrikanın pek çok ülkesinde görülen aile manzaraları Omo vadisinde de görülür. Afrikanın pek çok ülkesinde nüfus artışı yıllık % 3-3,5 civarındadır. Bu oran Etiyopyada % 2,5 lar seviyesindedir. Yeni doğan çocuk sayısı yüksek olmasına karşın çocuk ölümleri de ciddi oranda yüksektir. Ancak hangi köye, hangi kabileye adım arasanız atın her evden, her sokak arasından bir sürü çocuk fırlar. Hepsindeki ortak görüntü, en küçük kardeşe bir büyüğünün anne gibi baktığı, sırtına bağlayıp gezdirdiği, göz kulak olduğudur. Çünkü anne diğer pek çok çocuğunu doyurmak için, su getirmek için, ateş yakmak ve pişirecek bir şeyler bulabilmek için koşuşturmak zorundadır.

KARDEŞİNİ TAŞIYAN KIZ

Kız çocukları sekiz yaşına geldikten sonra hayvanların otlatılması , tohumların ekilmesi, meyvelerin toplanması , su taşınması, odun toplanması , kardeşlerine bakmak gibi tüm işleri üstlenir. Daha büyük erkek çocuklar ise hayvanları korumak, yönetmek , ekinleri işlemek, tarlaları sürmek, akasya ağaçlarına arı kovanları yerleştirip, bal üretmeye yardımcı olma işlerini üstlenirler.

ARI KOVANLARI

Su tek başına bir kitap konusu olacak kadar dramatik bir konudur. Kilometrelerce uzaklardan bir ailenin neredeyse yürüyebilen her ferdi ” sarı bidonlara ” doldurup, sırtlarına bağladıkları, varsa eşeklerine yükledikleri suları evlerine taşırlar. Bu arada bir yapılan bir iş de değildir. Üstelik, her gün, bıkmadan, yorulmadan yapılması gerekir. O suyun temizliğini, güvenilirliğini ve içinde neler olduğunu sorgulama şansı bile yoktur.

SU TAŞIYAN İNSANLAR

ÖKÜZDEN ATLAMA TÖRENİ

( Ukuli Bulla/Pilla veya Bullah )

Hamar kabilesinin gelenekleri ve ritüelleri Tsamai, Aari, Banna ve Başada gibi çevre kabilelerde de kabul görmüş ve geçmişten bu güne uygulanması sürdürülmüştür.

Bu geleneklerden biri ” Ukuli Bulla/Pilla” veya ” Bullah gibi yerel isimleri olan , ancak “‘boğa üzerinden atlamak’ olarak adlandırılan ritüeldir. Genç bir adam kendi seçtiği veya istediği veya ailesinin onayladığı bir kızla evlenmek istiyorsa, seçilen boğaların üzerinden 4 kez koşarak geçmek zorundadır. Arkadaşları ( damadın tecrübeli arkadaşlarına Maza denir) damada yardım ederler. Üzerlerinden atlanacak hayvanları seçerler, dört tane büyük hayvan ortaya , birer küçük hayvan da basamak olarak başa ve sona yerleştirilir.  

ÖKÜZ YERLEŞTİRME

Damadın arkadaşlarından geçmiş yıllarda bu ritüeli yapmış olan deneyimliler öküzlerin duruşu ve sabitlenmesi için son kontrollerini yaparlar. Altı hayvan için de bir tanesi hayvanın kuyruğunu diğeri de elini ağzına sokup, çenesini ve diğer eliyle de boynuzunu kavrayıp sabitleyen birisi olur. Böylece hayvanın kıpırdamamasını sağlamaya çalışırlar. Çünkü hem hayvanın derisi oynaktır, hem de sıcaktan terlemiş, kaygan bir hale gelmiştir. Buna bir de damat adayının heyecanı eklenince bu sınavın geçilmesi bir hayli zor olmaktadır.

ÖKÜZDEN ATLAMA HAZIRLIKLARI

Hamar genci bu koşuda düşerse, köyün büyükleri genellikle ” rüzgardandır ” tekrarlanması uygundur ” diyerek damada bir şans daha vermek isterlermiş. Bunun sebebi bence Hamar ailelerinin erkek çocuklarına 30 yaşına kadar hayvanlara baktırıp, genç erkeklerin yapması gereken işleri yaptırtıp evlilik yaşını zaten geciktirmeleridir. Damat’a ikinci şans verilmezse ancak bir yıl bekledikten sonra bu tören onun için tekrar yapılabilecektir.

Ben ve arkadaşlarım bu törenin yapılacağını ve bizim de izleyebileceğimizi son anda haber aldık. Araçlarımızı değiştirip 4×4 başka araçlara doluştuk. Çoğu kısmı yol bile olmayan bir arazide bir saaten fazla yol aldık. Sonunda araba kurumuş bir dere yatağına girdi ve oradan ilerlemeye başladı. Bizler gibi yöreyi ziyaret etmekte olan başka gruplarda arabalarıyla önümüzden, ardımızdan bölgeye gidiyorlardı. Birden arabalar durdu, geldik dediler, indik. Biraz ileride bir grup kız ve kadın çığlık çığlığa bağırıyor ve ellerindeki uzun boruları çalıyorlardı.

Ben etraftaki renkli giysili, süslü, silahlı adamların fotoğraflarını çekmeye çalışıyordum ki birden kızlar hareketlendi ve koşmaya başladılar, bir kısmının ellerinde sopalar, diğer ellerinde öttürdükleri borular ( gola) ve ayaklarına bağlı zillerle genç bir adamın üzerine gidiyorlardı.

ELLERİNDE BORULARI

BACAKLARINA BAĞLI ZİLLERİ

Biz hayretler içerisinde izliyorduk. Kızlar adamın etrafını sardılar, ona bağırıyorlar, el, kol hareketleri yapıyorlar, laf atıyorlar, kızdırmaya çalışıyorlar. Sonra da ellerindeki sopaları ( micere) ona verip, kollarını omuz hizasında sağa sola açıyor ve bekliyorlardı.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı DSC08067-683x1024.jpg
MAZA

Damat’ın arladaşlarından birisi olduğunu anladığımız bu adam ( Maza) sopasını uzatan kızdan sopayı alıyor, var gücüyle kızın koluna indiriyor, sopa kızın kolundan kavisleniyor ve sırtında patlıyor, sırtında anında kallı bir şerit oluşuyordu. Hiç ara vermeden sırayı diğer kız, diğer kız alıyor. Bazıları 2-3 sopa kesmiş, arka arkaya vurduruyor.

KIRBAÇLANAN HAMAR KIZI

KIZLARIN KIRBAÇLANMA RİTÜELİ

Genç adam bir süre sonra yoruldu ve gölgelik bir yere kaçtı. Kızlar uzun süre başından ayrılmadılar. Sonunda pes edip ağaçların arkasına dağıldılar. Ben dinlenecekler sanırken, birazdan yeni sopalarla donanmış olarak geri dönüp, etrafta dolanmaya başladılar. Aralarında damadın kızkardeşlerinin de olduğu bu kızların kendilerini bu şekilde yaralattırmalarının nedeni damat’a onun uğruna bu acılara katlandığını, kardeşi veya arkadaşı için acı çektiğini unutmaması gerektiğini sağlamak amacını taşıyordu. Kızlar bu yaraların kapanıp, izlerinin silinmesini hiç istemiyor, o nedenle de bu yaraların içini külle ovup öyle kapatıyorlar. Bu şekilde kapanan yara deri üzerinde kabarık bir şekilde iz bırakıyor ve asla silinmiyor. Kızlar bu izleri yaşamları boyunca gururla taşıyorlar.

KIRBAÇ İZLERİ

Kırbaçlanmaya ara verildiğinde kızlar ve diğer izleyen kabile üyeleri ağaçların arasından yürüyerek bir meydanlığa vardılar. Biz de onları takip edip meydana geldik. Ağaçlıkların diğer tarafından da öküz sürüleri tören alanına giriş yaptı.

TÖREN ALANI

Köyün ileri gelenleri ve silahlı gruplar bu tören için giyinmiş, süslenmişlerdi. Onlar halktan ve turistlerden uzakta, buldukları bir gölgeliğe çekilmiş sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlardı.

KABİLENİN ÖNEMLİ KİŞİLERİ

KABİLENİN KORUYUCULARI

Daha önce yazdığım gibi Omo Vadisinde yaşayan her erkeğin elinde tahtadan yapılmış küçük bir alet var. Bu alet oturacağı zaman tabure, uyumak istediğinde yastık, kavga edeceğinde muşta gibi kullandıkları bir alet. Gölgedeki tüm yaşlılar, gençler, koruyucular işte bu tabureyi koymuş onun üzerinde gayet rahat oturuyordu.

TABURE

Genç kızlar ve kadınlar meydanda ayaklarını yere vura vura yürüyor ve bir taraftan da düdüklerini öttürüyor, çığlıklar atıyor durmadan daire çizerek dolaşıyorlardı.

DANS EDEN KADINLAR

Sonra durup hep beraber zıplama dansı yapıyorlar, olabildiği kadar yukarıya zıplamaya çalışıyorlardı. Afrika kültüründe zıplamanın bir önemi var, Tanzanyada Masai kabilesi erkekleri de zıplayarak dans ediyor, Nijerdeki çobanlar da. Bilmediğim başka kabilelerde de muhtemelen bunun gibi zıplamalı bir dans veya tören vardır diye düşünüyorum.

ZIPLAMA DANSI

ZIPLAMA DANSI

Bu şekilde dans edip yürüyen kızlar birden hareketlendi ve çalılıklara doğru koşturmaya başladı, ne oluyor demeye kalmadan damadın arkadaşları çalıların arasından sökün etti. Kızlar adamın etrafını çevirdiler düdüklerini öttürüp, dikkatini kendilerine çekmeye çalışıyor, başarılı olan sopasını verip, kollarını yana açıyor ve sopanın sırtına inmesini bekliyordu. Damadın sağdıcı ( Maza) üzerindeki baskıdan sıkıldı ve sinirlenmeye başladı. Kızlar hiç ara vermeden geliyorlardı, onlar üstüne gittikçe damat daha sert vurmaya başladı. Kısa bir süre sonra yoruldu ve hızla damat için başlayacak bir başka ritüele katılmak üzere kabilenin büyüklerinin arasına karıştı.

KIRBAÇLANMAK İSTEYEN HAMAR KIZLARI

Bu arada kabilenin şefi, yaşlıları, ileri gelenleri, koruyucuları ve damadın arkadaşları iki sıra çember yaptılar ve damadı da bu çemberin içerisine soktular. Sanki etten bir duvar örmüşlerdi. Hiç kimseyi bu seromoniye dahil etmek istemiyorlardı. Bir ara asyalı bir kadın kamerasını aradan sokup fotoğraf çekmeye teşebbüs etti, kafasına dipçiği indiriyorlardı zor kurtuldu.

DAMAT HAZIRLAMA TÖRENİ

Daha sonra öğrendiğim bu çemberin içerisinde damadın başı kısmen traş ediliyor, günahlarını yıkamak için kumla ovuluyor ve ona güç vermek için vücuduna gübre bulaştırılıyor. Son olarak, ağaç kabuğu şeritleri bir manevi koruma şekli olarak çapraz bir şekilde vücuduna sarılıyormuş.

TRAŞ OLMUŞ VE ŞERİTLERİNİ TAKMIŞ DAMAT HAZIR ARTIK

Bu törende sona erdikten sonra artık damadın sınava girme zamanı gelmişti. Arkadaşları tarafından sabitlenmeye çalışılan öküzlerin başına sadece omuzlarında çapraz asılı ipler dışında hiç bir giysisi olmadan geldi. Meydanda sesler kesilmiş, nefesler tutulmuş, heyecan doruklara tırmanmıştı.

ÖKÜZLER HAZIR

Damat biraz gerindi ve tek hamlede öküzlerin üzerine çıktı, hiç sendelemeden diğer uçtan koşarak yere atladı, döndü tekrar geçti. Sıra üçüncü geçişe gelmişti, onu da soluksuz geçti. Son tur kalmıştı, tekrar zıpladı öküzlerin üzerine, ikinci öküzün üzerinde dengesini biraz kaybetti ama soğukkanlılığını hiç kaybetmeden toparlandı ve ritüeli başarıyla tamamladı. Seyirciler heyecanla alkışlayıp bağrıştılar.

İLK GEÇİŞ

İKİNCİ GEÇİŞ

ÜÇÜNCÜ GEÇİŞTE SENDELEDİ

SON TURDA DÜŞÜYORDU, KURTARDI

Kabile üyeleri dağılıyordu. Son olarak damat ve gelinin aile üyeleri damat’ı da aralarına alıp birlikte meydana kadar bir yürüyüş yaparak töreni bitirdiler.

HAMARLARIN OMO VADİSİNDE SON DURUMLARI

Turmi’deki boğa atlayışı töreninin on beş kilometre uzağında, hükümet yetkilileri kabile çatışmalarıyla daha fazla ilgilenmemeye karar vermiş ve geleneksel katil yaralarına sahip olmaya çalışanları yargılamaya başlamış durumda. Günümüzde gittikçe daha az insan bu riske giriyor; yakalananlar bir yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor. Pala dövmesi ( yarası) sahibi olanlarla birlikte ona yardımcı olan yaracılar da hapis cezası alıyor. Bu tehdit yeterli olmuyor, hükümet ayrıca aile sürüsünden hayvanlar da alıyor.

KAFALARINDAKİ TÜYLER BİR KAHRAMANLIK İŞARETİ

Omo Vadisi son derece büyük bir yer ve asayişi sağlamak zor, bu nedenle Etiyopya hükümeti genç erkeklerden parayla bilgi alıyor. Bu erkekler köylerde yaşadığı için kimin ne zaman birini öldürdüğünü biliyor, ayrıca polise yeni yara izi alma seansının ne zaman gerçekleşeceğini de bildiriyor. Fakat tüm bunlar dökülen kanı durdurmuş değil ve şimdilerde birini öldürdüğü halde yara izi sahibi olmayan birçok Hamar erkeği var.

Etiyopya hükümeti ayrıca Hamar ihtiyarlarıyla “öküzden atlama” törenleri esnasında kadınların dövülmesi gibi “zarar verici ve can yakıcı gelenekleri” terk etmeleri konusunu ve ” kadın sünneti” geleneğinden vaz geçilmesini görüşmüş durumda. Birçok ihtiyar bu dayakların son bulması gerektiği konusunda hemfikir, fakat dayaklar devam ediyor. Bir ihtiyar yönetici şöyle diyor: “Hazır olduğumuzda duracağız. Kadınlar yaralarıyla gurur duyuyor, çünkü yaralar erkek aile üyelerine duydukları sevgi ve saygıyı gösteriyor.”

Bugün Omo Vadisi ve onun halkı gelişmenin getirdiği zorluklarla da mücadele ediyor. Turistik merkez Turmi’de yabancılar için yeni barlar, yeni bir klinik, iletişim merkezi, pansiyonlar, moteller ve kamp alanları açılıyor. Batıya daha çok maruz kalan Hamar gençleriyse zanaat becerilerini sergileyerek, ilginç ürünler satarak, fotoğraflara poz vererek, hatta fuhuş yaparak turist parasının peşine düşüyor ve köylerini terk ediyor. İnşa edilen yeni asfalt yol ise önceki bakımsız toprak yolun yerine geçecek ve bu sayede çok daha fazla turistin gelmesi sağlanacak. Ayrıca kurulan baz istasyonu da bölgeye ilk kez mobil hizmet getirmenin yanında dünyayla iletişimi kolaylaştıracak.

TURMİ MEYDANI

Omo gençleri kasabada daha çok vakit geçirip köylerinde servis edilen geleneksel darı birası ve ballı şaraptan çok daha ağır içkileri tükettikçe kasaba halkına, turistlere, öğretmenlerine ve kuzeyden gelen diğer Etiyopyalılara –isteyerek veya istemeyerek– av oluyorlar.

Turmi ve diğer yerleşimlerde gonore ( bel soğukluğu) ve HIV vakaları bildiriliyor. Bu turist merkezlerinde klinikler açılmış olsa da yara izi açma aletlerinin bu hastalıkları yayma riski epey yüksek. Fakat Hamar halkından pek çok kişi, ciddi hastalıkların ya da talihsizliklerin, kurbanlar ve fedakarlıklarla memnun edilmesi gereken ölü akrabalardan kaynaklandığına inanmaya devam ediyor. Biri öldüğündeyse bunun o kişinin kaderi ya da barjo’su olduğu söyleniyor.

Omo Vadisi’nin Hamarları günümüzde birçok zorlukla karşı karşıya ve bu yeni geçiş törenleri belki de ” öküzden atlama törenlerinden bile daha önemli. Gittikçe küçülen topraklar, kaynaklar ve hatta kültürler için rekabetin her geçen gün kızıştığı bir dünyada, Hamarlar ve tüm Omo Vadisi halkları bir ayaklarıyla geleneklerine açılan kapıyı tutarken, diğeriyle de onları bekleyen karmaşık geleceğin kapısını aralıyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*