LALİBELA-TAŞ KİLİSELER

LALİBELA-BETE GEORGIS/GEORGE

Etiyopya seyahatini planlamaya başladığımızda ana hedefimiz Omo Vadisi Kabileleri ve Harar şehriydi. Sebebi ise, Omo vadisi kabilelerinin gerek çok renkli ve şaşırtıcı yaşamları, gerekse de bölgeye yapılmakta olan Gibe III  barajının Omo Vadisindeki yaşamı bitireceği öngörüsüydü.

Harar şehri ise hem İslamiyetin geçmişten gelen en büyük 4. Şehri olması, hem de geceleri surların dışına gelen sırtlanları ellerinizle beslenebilme heyecanıydı. Ancak yola çıkmadan önce Etiyopya ile ilgili okuduklarım ve baktığım fotoğraflar “ Lalibela”’nın mutlaka görülmesi gerektiğini bana hissettirmişti. Arkadaşlarımla paylaştım, itiraz eden olmayınca da seyahate iki gün daha ekleyip, Lalibelayı da ziyaret edebildik. İyi ki gitmişiz. Kadim kültürler ile ilgili çok önemli bir istasyon Lalibela. Yapıları, inanç düzenleri ve efsaneleriyle bambaşka bir yer.

Hava alanı kırsal bir bölgenin ortası. Kasabaya oldukça uzak. Sabah erken saatteki bir uçakla Lalibela’ya geldik. Günün geri kalan zamanında kiliseleri gezebilmek istiyorduk. Bizi karşılayan arabanın içerisine doluşup yarım saatten fazla yol aldık. Bir süre düz ovada gittikten sonra tırmanmaya başladık. Yeşillikler içerisinde, doğası güzel , küçük bir kasaba. Meydanından geçip, otele geldik, eşyalarımızı bırakıp, hemen kilise ziyaretleri için yola çıkmak istiyorduk. Otel uçurum kenarına inşa edilmiş, kocaman bir vadiye bakıyordu. Odanın balkonundan görünen manzara  çok etkileyiciydi. Vadide yılan gibi kıvrılarak uzayıp giden bir yol, parsel,parsel bölünmüş, bazıları yeni yeşermeye başlamış, bazıları solmuş ya da sürülmüş tarlalar. En geride ise zirveleri bulutlu yüksek dağlar.

Bir sure manzarayı izledikten sonra arabaya döndük. İlk ziyaret edeceğimiz , bazıları yeraltında ,bazıları yer üstünde, bir birlerine tünellerle bağlı 11’i bir arada diğeri ayrı tek kiliseler topluluğuydu. Bu kiliselerin dışında  ve biraz uzağında Bet Giorgis veya “ The Church of George “ tüm Lalibela fotoğraflarının ortak görüntüsü olmuş bir monoblok yapıydı. Hikayesi şöyle;

LALİBELA EFSANESİ

Lalibela’nın kaya kiliselerini keşfeden ilk Avrupalı olan Francisco Alvarez’in 1521 – 1525 yılları arasında bu kutsal şehre gelmesinden bu yana, bütün gezginler burada yaşadığı deneyimi kelimelere dökmeye çalışmıştır. Burası, “Yeni Kudüs”, “Yeni Golgotha”, “Muhteşem Etiyopya’nın Dağlarındaki Hristiyan Kalesi” gibi sözlerle methedilmiştir. Wollo vilayetindeki Lasta’da yer alan manastır kasabası Roha-Lalibela’nın sakinleri, yaşamlarını harçsız taş duvarlardan inşa edilmiş iki katlı evlerde sürdürürler ve bu kaya kiliselerinin tamamen insanlar tarafından inşa edilmiş olmasına inanamazlar. Kiliselerin inşasını Lalibela’da M.S. 1200 yıllarında hüküm sürmüş olan Zagwe hanedanının son krallarından birine bağlarlar.

Roha da yaşayan Lalibela’nın annesi 12.yüzyılın başlarında hamile kalır ve doğum yapar. Doğum sırasında bebeğin yatağının etrafının bir arı bulutu tarafından sarılı olduğu, hiç bir arının da çocuğa zarar vermediğini görür. Bu arı bulutunun arkasında daha sonra ona hizmet edeceklerine inandığı askerleri fark eder. Bunun bir mucize olduğunu anlar ve oğluna Agaw dilinde ” krallığı arılar tarafından kutsanmış” anlamına gelen Lalibela adını verir.

Zagwe hanedanı, on birinci yüzyılda hüküm sürmeye başlamıştır, yani vahşi bir savaşçı ve Falaşa olan Kraliçe Judith’tin hakimiyetinin sona ermesinden yaklaşık yüz yıl sonra. Judith, hakimiyetinin sürdüğü yıllarda çok güçlenmiş, Semyen dağlarından topladığı kabilelerle kuzeydeki antik Etiyopya imparatorluğunun başkenti Axum’u yıkmıştır.

Addis Ababa’da satılan büyüleyici Etiyopya tasvirleri, Kral Süleyman ile Saba Melikesinin hikayesini anlatır. Bu tasvirler, antik Axum hanedanının Kral Süleyman’ın soyundan gelmesine ve orta çağ Zagwe hanedanına dair yaygın olarak kabul edilen fikirleri aktarır. Saba Melikesi, Etiyopya’nın ilk kralı olan I.Menelik’i doğurur. Fakat Kraliçenin hizmetçisi de Kral Süleyman’dan bir oğul dünyaya getirmiştir; onun oğlu Zagwe hanedanının atasıdır. Saba Melikesi Belkıs yazısı için tıklayınız.

Zagwe kralları, meşhur bir rahip olan Tekla Haymanot on üçüncü yüzyılda onları tahttan çekilmeye zorlayıp yerlerine eski Axumlu Süleyman soyundan gelen birini geçirene dek hüküm sürdüler.

Ancak efsaneye göre, Etiyopya tahtı gerçek sahiplerine geçmeden önce, Tanrı’nın emri, meleklerin yardımı ve Lalibela’nın da inancıyla Zagwe hanedanının Roha’daki kraliyet sarayı bir dua kayasına dönüştürülmüştür.

Etiyopya Kilisesinin bunu kabul ve takdis edip Roha’nın adını Lalibela’ya çevirmesi biraz zaman alır. Dünyevi kudretin merkezi olan Roha, kutsal şehir Lalibela’ya dönüşür. Politik güç güneydeki Shoa bölgesine kayarken Lalibela’ya gelen hacılar da Kudüs’e giden hacılar gibi kutsanmış sayılır.

Lalibela kentinde çeşitli efsaneler anlatılır ve yine bir efsaneye göre ;

Lalibela, erkek kardeşinin kral olarak hükmettiği Roha’da büyümüştür. Arıların onun gelecekte ulaşacağı büyüklüğü, ilerlemeyi ve zenginliği haber verdiği söylenir. Kardeşinin kehanetleri karşısında kıskançlık yaşayan kral, onu zehirlemeyi dener, fakat zehir Lalibela’yı ancak üç günlük ölüm benzeri bir uykuya yatırabilir. Bu üç günlük sürede bir melek ruhunu cennete taşır ve ona ileride inşa edeceği kiliseleri gösterir. Dünyaya geri dönen Lalibela, çöllere çekilir ve Tanrı’nın emriyle Maskal Kebra (Yüce Haç) adında bir kadınla evlenir, ardından bir melekle uçarak Kudüs’e gider. Burada, krala tahtı Lalibela’ya bırakmasını bizzat İsa Peygamber söyler. Kutsanmış kral olarak tahta geçen Lalibela, Gare Maskal (Haçın Hizmetkarı) adını alır ve eskisinden çok daha ciddi bir manastır yaşamına başlayıp kiliseler inşa ettirir. Melekler taş ustalarıyla omuz omuza çalışır ve yirmi dört yıl içerisinde bütün kiliseler tamamlanır.

KAYA OYMA KİLİSELERİ

Köyde yürürken Lasta bölgesinin dağlık manzarasını göreceksiniz. Burada köylüler, kendilerine ait taşlı tarlaları geleneksel sabanlarla ekip biçerler. Yerel aletlerle bu taşlı yamaçları sürmek çok zor ve zahmetli bir iştir. Ortaya çıkan biraz toprak parçasına ekim yapmak, ondan mahsul almak ve o mahsulle karın doyurmak neredeyse imkansızı başarmak gibidir.

TAŞLI TARLA

Hafif inişli çıkışlı bir çayırlıkta gezinirken, hemen aşağınızdaki çukurda yer alan ve büyük bir özenle yontulmuş olan ihtişamlı kayayı fark edebilirsiniz; burası ilk kaya kilisesidir. Hristiyan inancını temsil eden bu anıtların hiçbiri kendini bir dağın tepesinde, İsa’nın zaferini simgeleyecek şekilde, Kutsal Şehre gitmekte olan hacıların çok uzaklardan bile görebilecekleri bir yerde yapılmamıştır; tam aksine, derin hendeklerdeki kayaların içine gizlenir ve kendini yalnızca yukarıdan iyice yaklaşarak aşağı bakan ziyaretçilere gösterir.

Lalibela’daki kiliseler iki ana gruba ayrılır; Ürdün Nehri’nin iki kıyısına kurulanlar ve hepsinden ayrı duran bir kilise. Roha-Lalibela, birinci ve ikinci grup kiliselerin arasında uzanır. Kayalardan oluşan engin bir platoda bulunan bir yamacın yüksek kesimlerine kurulmuştur. Timkat gününde (Etiyopya yortusu, 19 Ocak) izleyicilere çok canlı, harekerli, dolu, dolu bir ayin sergilenir; Ürdün Nehri’ndeki geleneksel toplu vaftiz töreninden sonra renkli tören giysilerini giyinmiş rahiplerin dansları olur.

Toplamda on iki kilise ve şapel bulunur. Dört kilise tam anlamıyla yekpare durumdayken, kalanlar kazılarla ortaya çıkarılmış ve kayalarından belli oranlarda ayrılmışlardır. Hendek duvarları ile avlularda yer alan bazı oyuklar ve odacıklarda dini bütün rahipler ve hacıların mumyaları yer alır.

KİLİSE ÇEŞİTLERİ

Etiyopya’daki kaya kiliseleri üç temel gruba ayrılır:

  1. Mağaralara oyulmuş kiliseler: Bunlar doğal mağaraların içinde yer alan yapılardır. (Lalibela yakınlarındaki Makina Medhane Alem ve Yemrehanna Krestos.)
  2. Kaya-oyma mağara kiliseleri: Bir uçurumun dış yüzünden içeri doğru yontulmuş olan kiliselerdir. Bazen doğal bir mağarayı genişleterek de yapılırlar. (Lalibela’da yer alan Abba Libanos.)
  3. Kaya-oyma yekpare kiliseler: Birçok parçadan oluşan yapılara benzer, ancak kayadan tek parça halinde yontulup, ondan etrafını saran bir hendekle ayrılırlar. Bu tür kiliselerin çoğu Lalibela’nın içinde ya da yakınlarında bulunur. (Bet Medhane Alem. Bet Maryam. Bet Giorgis vb.) Dünyanın başka hiçbir yerinde bu türden başka yapılara rastlanmamıştır. Ancak Bizim ülkemizde Kapadokyadaki yeraltı kiliseleri bu örneklere en yakın yapılardır.

Bunları inşa etmek için Lalibela mimarlarının çok yüksek teknik bilgilere sahip olması gerektiğini gösteren bazı açık detaylar vardır. Bir grupta yer alan kiliseler, yoğun yaz sağanaklarından etkilenmemeleri için birden çok kat üzerine inşa edilmiştir. Hendekler suyu Ürdün Nehri’ne boşaltacak şekilde tasarlanmıştır. Kiliseler, yüzey şekillerine uygun konumlandırılmıştır.

Rehberin söylediğine göre; Etiyopya’daki yağmur sezonunu tecrübe eden herhangi biri, bu eski ustaların gösterdiği büyük beceriyi takdir edecektir. Yağışlar öylesine yoğun olur ki, yağmur sezonunda Lalibela’ya ulaşılamaz; havaalanına iniş yapılamamasının yanı sıra bir arazi aracıyla bile ana yoldan ilerlemek mümkün olamamaktadır.

Uzmanlara göre Etiyopya’daki kaya kiliselerinin iki farklı kökeni vardır:

  1. Ahşap ve taş malzemeden yapılan Axum saray mimarisi ve ona ait yekpare dikilitaşlar,
  2. Erken dönem Hristiyan bazilikaları.

Kaya-oyma kiliseleri, Axum gelenekleriyle erken dönem Doğu Akdeniz Hristiyanlığını bir araya getirmesine karşın, aynı zamanda Etiyopya’daki erken dönem Hristiyan sanatının tamamen yeni bir yaratımıdır.

Otelden arabayla Taş kiliselerin bulunduğu bölgeye giderken Lalibela’nın meydanından geçtik. Etrafında derme çatma dükkanların olduğu, yamaca bakan tarafında köylülerin sebze, meyve sattıkları, sağ tarafında onlarca kırık, dökük langırt masasında langırt oynayan çocuklar ve gençlerle dolu bir meydan. İnsanlar hiç acele etmeden bu toprak meydanda dolaşıyor, geçen arabaların kaldırdığı tozlardan da şikayet etmiyorlardı. Lalibela ,hikayesinden de anlaşılacağı gibi dini ağırlığı olan bir yer. İkinci Kudüs kabul ediliyor ve Timkat Yortusunda tüm dünyadan inananlar buraya hacı olmaya geliyor. Törenler festival havasında yapılıyor, etraf süsleniyor, dini şarkılar söyleniyor, danslar ediliyor ve Ürdün nehrinde yıkanma töreniyle sona eriyor. O nedenle şehirde sürekli yaşayan birlerce din adamı var. Etiyopyanın diğer bölgelerinden ve dışarıdan gelen ziyaretçilerde ayrı bir kalabalık oluşturuyor. Kadınların büyük çoğunluğu bizdeki şile bezi inceliğinde beyaz bir şalla başlarını ve omuzlarını örtüyorlar, bir kısmı ise bu bezi tüm vücudunu örtmek için kullanıyor. Çoğunun ön tarafında veya kenarlarında turuncu veya sarı işlemeler, dini figürler yer alıyor.

Kısa bir yolculuktan sonra kiliseler bölgesine gelmiştik. Daha önce Addis Ababada Meskel Törenlerinde dikkatimi çeken büyük süslü ve renkli şemsiyelerden kiliseye girerken de satıyorlardı. Dönüşte ilgilenmek üzere aklımın bir köşesine yazıp, bilet gişesine doğru giden arkadaşlarımın arkasına takıldım.

BİRİNCİ KİLİSE GRUBU

Birinci ana gruptaki kiliseler, Ürdün Nehri’nin kuzeyindeki kaya teraslarında arka arkaya sıralanır. Orijinal dizilim, Ürdün Nehri’nden başlayıp batıdaki Golgota-Debre Sina (Mikael) kiliselerine doğru uzanır. Doğudan batıya doğru uzanan kompleks, daha ufak üç gruba ayrılır: Doğuda Bet Medhane Alem, ortada Bet Maryam grubu ve batıda ikiz kiliseler Golgota-Debre Sina (Mikael) ile Selassie Şapeli.

Her alt grubun kendine ait bir avlusu bulunsa da bütün kompleksi çevreleyen derin bir hendek katmanı vardır.

BETE MEDHANE ALEM ( Dünyanın kurtarıcısının evi)

Bu grubun en batıdaki kilisesi olan Bet Medhane Alem’e (Dünyanın Kurtarıcısının Evi) yaklaşırken göze ilk takılan, kör kemer dizileriyle birbirine bağlanmış olan haç kabartmalarıyla süslü çatısıdır. Bu aynı zamanda kiliseyi çevreleyen ihtişamlı sütun sırasının üst kısmını oluşturur. 1930’ların başında girişilen restorasyon çalışmalarından kalan sıva izleri de hâlâ çatıda görülemektedir. Kilisenin oyulduğu sünger taşı, karakteristik pembe renginde parıldayarak kahverengiye çalan sarı tonlarındaki doğa ve etrafını saran yeşil yapraklı ağaçlar ile derin bir kontrast oluşturur. Bu manzaranın eşlik ettiği avluya girdikten sonra karşınıza kaya-oyma kiliselerinin en büyüğü çıkar.

BETE MEDHANE ALEM

Burası, 33.7 metre uzunluğunda, 23.7 metre genişliğinde ve 11.5 metre yüksekliğinde bir kayadan yontulmuştur. Bu kilise, beşik çatısı ve antik Yunan tapınak mimarisini anımsatan dış sütunlarıyla birlikte kaidesinin üzerinde asil bir şekilde durmaktadır.

Kalkan duvarlı alçak çatı, sütun sırasının tam üzerinde yer alır; Yunan tapınaklarında olduğu gibi bir sütun pervazı yoktur. Yuvarlak kemer kabartmaları, çatının dikey kenarlarını süsler. Sütun sırasıyla, dış duvar arasında, kilisenin dört bir yanını dolaşan galeri yalnızca 70 santim genişliğindedir. İnce sütunların birçoğu orijinal haliyle kalmış olsa bile, bazıları çökmüş ve yerlerine yenileri yapılmıştır. Dört köşe sütununu, bitişik diğer sütunlarla birbirine bağlayan taş levhaların yaklaşık üçte ikisini kaplamakta olan Cercelee haç bezemeleri dikkat çeker. Burada örnekleri görülen geleneksel Cercelee haçları, Addis Ababa’daki modern yapılarda da taklit edilmiştir; belediye binasının girişinde bulunan ahşap sütunlar buna bir örnektir.

BETE MEDHANE ALEM

İç bölümde orta sahını çevreleyen yüksek duvarlarda yer alan kör pencere süslemeleri, her bir köşeden giren ışık huzmeleriyle değişik bir görüntü yaratır. Yanlarda yer alan pencerelerse ya bezemeli kör pencereler ya da galerilerle, orta sahın arasındaki açıklıklardır. Galerilere, narteksin solunda yer alan bir odacıktan geçiş yapılabiliyor. İçerideki kapı aralıkları Axum çerçeve tarzını bir kez daha ortaya çıkarıyor.

AKSUM ÇERÇEVELERİ

Ortada, kumaşla kaplı bir sütun yer alır. Buna “amd” denir; inanç birliğinin simgesidir. Rahiplerin aktardığına göre, Kral Lalibela’ya görünen İsa Peygamber, bu sütuna dokunmuştur. O zamandan beri dünyanın geçmişi ve geleceği bu sütunun üzerine yazılmış haldedir. İnsanoğlu, Tanrı’nın açığa çıkardığı gerçekler karşısında çok zayıf kaldığı için sütunun üzeri kapatılmıştır.

Orta sahındaki sütunların gövdelerinin, başlıklarının ve desteklerinin yanı sıra, kemerler de yarım kabartmalarla süslenmiş, hatta bazıları boyanmıştır. Burada çok büyük bir haç çeşitliliği vardır. Boyamalar; kemer üstü dolgularında, kirişlerde, kör pencerelerle süslü alanlarda ve beşik tonozda görülebilir.

BETE MASCAL ( MESKEL/MESQEL) ( Haç evi)

BETE MASKAL/MESKEL/MESQEL ŞAPELİ

Bete Maskal şapeli, (Haç Evi) Bete Maryam avlusunun kuzey duvarındaki bir tümsekten kazılarak ortaya çıkarılmıştır. 11 metre uzunluktan ve 3.4 metre genişlikten oluşan geniş bir galeridir. Dört sütundan oluşan bir sütun dizisi, alanı kemer sıralarıyla uzanan iki koridora bölmüştür. Kapı aralıklarında taklit edilen maymun başı çerçeveler görülebilir. Işık huzmeleri şapele iki pencereden girer; pencerelerden birinde içinden bir Yunan haçı geçen gamalı haç tasarımı bulunurken, mabede açılan diğer pencerede Malta haçı motifi tercih edilmiş.

BETE MASKAL/MESKEL/MESQEL ŞAPELİ

Bete Danaghel

Bete Danaghel, (Bakirelerin ya da Şehitlerin Evi). Bete Maryam avlusunun güneyinden çıkıntı yapan küçük şapel Bete Danaghel’dir. (8.6 metre uzunluğunda ve 3.6 metre yüksekliğindedir.) Bu küçük şapel, Lalibela’nın en büyüleyici efsanelerinden biriyle bağlantılıdır. Rahipler, bu şapelin Sezar’ın şehit ettiği bakirelerin onuruna inşa edildiğini anlatır. Etiyopya takvimine göre, bakirelerin anıldığı gün 10 Hedar (Kasım) tarihidir.

Avlunun güney duvarının hemen dışındaysa Ras Kassa Darge için yirminci yüzyılda yapılmış bir anıt yer alır. Ras Kassa, İtalyan işgalinden önce orta ve kuzeybatı Etiyopya’nın valisidir. 1956’da ölmüştür.

Bete Debre Sina ve Bete Golgota ile Selassie Şapeli ve Adem Lahdi

Burası, Lalibela’daki en gizemli komplekstir. Bu toprakların en kutsal mabedi olan Selassie Şapeli buradadır, hatta rahiplerin sessizce anlattığına göre Kral Lalibela’nın mezarı da burada yer alır. Bu gruba eskiden muhtemelen batıdan, Adem Lahdi’ni geçerek giriliyordu, ancak şu anda Bete Maryam kiliselerine giden hendeklerin bağlı olduğu avluya güneyden giriliyor. Yanda bulunan bir kapı ilk kiliseye, Bete Debre Sina’ya ya da Bete Mika’el’e açılıyor.

Bete Debre Sina

Bet Debre Sina, (Sina Dağı’nın Evi) çok düzgün bir doğu-batı düzeni sergiler ve yükseltilmiş bir mihraba sahiptir. Kutsalların kutsalı doğudadır. Bu nedenle buranın her zaman bağımsız ve ayrı bir kilise olduğunu varsayabiliriz. Yarı yekpare haldeki yapı, 9.5 x 8.5 metre boyutlarındadır ve dik kaidesinin üzerinde 3 metrelik yüksekliğiyle konumlanır. Bir hendeğin kazılmasıyla üç yönden açığa çıkmıştır ve kuzey tarafı Bet Golgota’ya gider.

Dış duvarlar pürüzsüzdür ve iki sıra pencereye sahiptir. Güney ön cephenin alt sırasında anahtar deliği şeklinde pencere aralıkları bulunur.

İç mekân, heybetli ve sade bir atmosfer sunar. Sütunlarla bir orta sahına ve beşer bölümden oluşan iki koridora bölünmüştür. Yuvarlak kemerler, sütunları ve ayakları duvarlara bağlar. Haç biçimindeki sütunlar, yuvarlak kemerleri destekler; başlıkları Yunan haçı kabartmalarıyla süslenmiştir. Bunlar ayrıca kör kemerler ve tavanda da görülebilir.

Bet Golgota

Bete Debre Sina’dan ayrılınca, onun kuzeydeki ikizi Bete Golgota’ya (Golgotha’nın Evi) girilir. Bete Golgota’nın bir yüzü kazılarla ortaya çıkarılmıştır. (batı yüzü)

Düz görünen ön cephede süslemeye nadiren rastlanılıyor. İşlevsel delikler kiliseye ışık ve hava girmesini sağlıyor. En üstteki pencereler, ışık huzmeleriyle çevriliyken alttakiler yarım daire ve haç biçimlerinde düzenlenmiş, üzerlerindeyse yalnızca birkaç şerit bulunuyor. Ancak, güney duvarında yer alan birbirine uyumlu iki pencere açıklığı, iki mabede ışık girmesini sağlıyor; soldaki pencere açıklığı, Bete Golgota’nın “Iyasus odacığına”, (İsa Odası) sağdakiyse Selassie Şapeli’ne.

Kiliseye girince, iç mekânın destek ayakları dışında hiçbir süslemenin görülmediği haç biçimindeki üç sütunla iki sahına ayrıldığı fark ediliyor. Düz kemerler, sütunları karşılarındaki gömme ayaklara bağlıyor. Sağdaki sahının doğusunda yer alan “Iyasus Odacığı” ve kilisenin kuzeydoğu köşesindeki kemerli oyuktan meydana gelen İsa Lahdi, buraya mukaddes bir hava katıyor. Kilisenin adı Golgota, Kurtarıcı’nın tutkusuna ve ölümüne adanmıştır.

Sade bir mimariye sahip olan kilise, erken dönem Hristiyan Etiyopya sanatından etkileyici parçalar sunar; Etiyopya’nın başka yerlerinde nadiren rastlanabilecek figüratif kabartmalardır bunlar. İsa Lahdi, demirden dövülmüş bir ızgaranın arkasında yüksek kabartma olarak boylu boyunca uzanmış bir figürü gösterir, başının üzerindeyse alçak kabartma olarak bir melek figürü bulunur. Duvarlardaki kemerli nişlerdeyse yedi azizin çok büyük figürleri yer alır.

Selassie Şapeli

Bet Golgota’nın sağ sahınının doğu ucunda, “Iyasus Odacığı”na açılan kapının hemen yanında, doğuya, Selassie Şapeli’ne açılan bir başka kapı bulunur. Burası, Lalibela’daki en mukaddes yerdir. Duvarın üçte ikisini kapatan perdeden dolayı içini dışarıdan görmek zordur. Tavanı haç şeklinde süsleyen kirişler dışarıdan görülebilir. Bu kutsal mekân rahipler için bile nadiren açılır ve şimdiye dek çok az sayıda ziyaretçiye içeri girme izni verilmiştir.

Mabedin tamamı kayanın içindedir. Beşik tonozlu çatıyı ve platformun üzerindeki, üç yekpare mihrabın da bulunduğu yassı kemeri bir sütun destekler. Tabanı bulunmayan bu sütun, tonozun en tepe noktasına kadar beş metreden fazla bir yüksekliğe ulaşır.

Adem Lahdi

Sadeliğiyle dikkat çeken bu devasa kare taş bloğu, Bet Golgota’nın batı yüzünün hemen önündeki derin hendekte yer alır. Buraya Adem Lahdi denir. Taş bloğunun içi oyulmuştur ve zemin kat, birinci gruptaki kiliselere giriş işlevi görür. Üst katta bir münzevilik odası yer alır. Bu lahdin üzerinde de süsleme olarak yalnızca bir haç vardır. Doğu duvarındaki geniş açıklık, odaya ışık sağlar ve büyük bir ahenk içinde düz olarak yontulmuş bir çapraz pattee biçimindedir.

İkinci kilise grubu

İkinci grup, doğudan batıya uzanan Bete Emanuel, Bete Mercurios, Bete Abba Libanos, Bete Lehem Şapeli ve Bete Gabriel-Rufa’el kiliselerinden oluşmaktadır. Roha-Lalibela kasabasına güneyden yaklaşırken Ürdün Nehri’nin güneyinde, kuzeydeki, güneydeki ve doğudaki kayalık platolardan on bir metre derinliğinde, geniş, yapay bir dış hendek katmanıyla ayrılmış olan ve kırmızı sünger taşından oluşan bir kale görülür adeta. Ortada yer alan bir başka derin hendek, bu alanı ikiye böler ve ucunu koni biçiminde bir tepeye dönüştürür. Eski bir giriş, ortadaki hendeği çoğunlukla dar yeraltı geçişleri aracılığıyla tapınaklara götürür. Bu kiliseler kompleksinin orijinal işlevi henüz aydınlatılabilmiş değildir. İki tanesi, Bete Emanuel ve Bete Abba Libanos, kesinlikle kilise olarak inşa edilmişler; net bir kilise planına sahipler ve doğu yönünde inşa edilmiş durumdalar.

Bete Emanuel

Sanat tarihçileri, Bete Emanuel’i Lalibela’daki en güzel kilise olarak görür. Yukarıdan bakılınca düz yontulmuş görkemli çatısının, kiliseye ev sahipliği yapan kaya beşiğin içinden parladığı görülebilir. Bu grubun tam anlamıyla yekpare haldeki tek yapısıdır; 18 x 12 x 12 metrelik bir kaya bloğundan büyük bir özenle yontulmuştur. Zemini ve yan planları doğu-batı yönünde tam anlamıyla bir bazilika düzeninde tasarlanmış olsa da, bu kilise aynı zamanda Axum tarzının da neredeyse klasik bir örneğidir.

Avluya girince, basamaklı platformunun üzerinde yükselen ve Lalibela süngertaşıyla kıpkırmızı parıldayan büyüleyici bir kilise görülür. Axum ahşap ve taş yapıları etkileyici bir şekilde taklit edilmiş, kilisenin duvarları yatay ve dikey şeritler halinde inşa edilmiştir. Basamaklı platformun genişlediği yerin önündeki üç girişte, dışarı çıkıntı yapan kirişler yer alır; özgün maymun başları kaybolmuştur. Üç sıra pencere bulunur; alttaki ve üstteki pencerelerin çerçeveleri köşelerden direklidir. Alt pencereler Yunan haçı şeklinde delinmiştir, üst pencereler ise herhangi bir dolguya sahip değildir.

İç mekân tam anlamıyla bir bazilika planına sahiptir; koridorlar ve görkemli bir tonozun altında yer alan orta sahın. Ancak Axum tarzı burada da kendini gösterir; bütün kapıların ve pencerelerin yerleştirildiği dış duvar girintileri iç bölünmeleri yansıtır, tıpkı koridorlar ve bölümlerin sayısı, şeritler, galerilerin konumu ve tonozun yüksekliği gibi. Salonda, dört adet tam ve dört adet de üç yönlü sütun yer alır. Bir taş merdiven, ana girişin yanındaki bir odadan ikinci kata çıkar. Burada, küçük kaya odaları salonu çevreler. İç mekânın esas etkileyici kısmı, tonozlu sahındaki çifte kör pencere süslemeleridir; altta kalan bezemeler tamamen süs amaçlıyken, üstte yer alanlar bezemeli alanlarla bir sıra oluşturan pencerelerden meydana gelir. Güney koridorunun kaya zemininde bulunan bir delik, yeraltından komşu Bet Mercurios’a giden uzun bir tünele açılır.

Avlunun dış duvarında yer alan arı odaları ve oyukları, Lalibela’nın krallığını müjdeleyen arıların anısına yapılmıştır. Ancak bazı odalar, “kutsal şehre” gömülmek isteyen rahiplerin ve hacıların mezarlarıdır. Bu dış duvardan Bete Mercurios’a giden iki yeraltı geçişi daha bulunmuştur.

Bete Mercurios

Bu kilise ne doğuya bakar ne de geleneksel bir plana sahiptir. Günümüzde kilise olarak kullanılan kısmı, bir yeraltı salonunun avluya açılan doğu ucundan meydana gelmektedir. İç mekânda pek süslemeye rastlanılmaz, ancak bir sütunun alt bölmesinde bulunan bir freskte, ellerinde çok güzel haçlar tutan altı kral ya da aziz, soylu biçimde resmedilmiştir; tuttukları haçlar, geç dönem Gondarene ayin haçlarını andırır.

Bir zamanlar kilisenin duvarlarını süsleyen değerli resimler, koruma amacıyla kaldırılmış ve artık Addis Ababa’daki Ulusal Müze’de görülebiliyor.

Bete Abba Libanos

Lalibela’nın karısı Maskal Kebra’nın bu kiliseyi meleklerin de yardımıyla bir gecede tamamladığı söylenir. Etiyopya Kilisesi’nin en meşhur manastır azizlerinden olan Abba Libanos’a adanmıştır.

Bet Abba Libanos (Abba Ubanos’un Evi)

Yapının ön cephesi Axum mimarisini hatırlatır, ancak burada –Bete Emanuel’in aksine– dikey şeritler bulunmaz. Burası, mağara kiliselerinin iyi bir örneğidir. Çatı, kayadan ayrılmamıştır, fakat diğer üç yan bir tünel vasıtasıyla ayrı durur.

Kilisenin koridorları ve orta sahını tam olarak doğu-batı yönünde uzanır. Rahipler, mihrap duvarının ortasında, gece gündüz “kendi gücüyle” parlayan “küçük bir ışık” olduğunu söyler. Tahminleri, fosforlu bir taştan duvarda yer alan bir deliğe kadar uzanan ziyaretçiler, bu duruma daha “doğal” bir açıklama getirmeye çalışmaktalar.

Bete Lehem (Beytüllahim Şapeli)

Bete Lehem’e, Bete Emanuel’in sağ koridorundan başlayan, Bete Mercurios’dan ve Abba Libanos’un avlusundan da geçen 50 metre uzunluğundaki bir geçitten ulaşılabilir. Bu mabet, orta hendek tarafından bir koniye dönüştürülmüştür. Tünel, tepenin içerisinden spiral çizerek ilerler ve alçak, yuvarlak bir odada son bulur. Odada yer alan bir ağaç gövdesi, merkez sütunu işlevi görür. Bu mabedin ilk işlevi bilinmemektedir. Ziyaretçilerin Bete Lehem’in içine girmesine izin verilmeyebilir.

Bete Gabriel-Rufa’el (Cebrail ve İsrafil’in Evi ya da Baş Meleklerin Evi)

Bet Gabriel-Rufa’el (Cebrail ve İsrafil’in Evi ya da Baş Meleklerin Evi). Bu kiliseyi özellik ve durumu bakımından tarif etmek diğerlerine göre daha zordur. Düzen bozukluğu ve alışılmadık planı, buranın aslında bir kilise olarak inşa edilmemiş olduğunu düşündürür. Zemin planı bir labirent gibidir; üç adet köşeli ve sütunlu salon iki avlunun arasına sığdırılmıştır. Kilisenin en etkileyici kısmı, anıtsal ön cephesidir.

Kiliseye genellikle doğusundaki Bet Emanuel yakınlarındaki kayanın üzerinde yer alan ve orta hendeğe giden küçük tahta köprüden girilir.

Ayrıca doğudan, bir dizi ufak tünelden, galeri benzeri bir geçitten ve avlunun 10 metre üstünden geçen bir başka tahta köprüden geçerek ulaşılabilir.

Kuzey avlusunun üç köşeli zemini yüksek duvarlarla çevrilidir. Buranın tam karşısında, kilisenin ön yüzü ve galerisi görülebilir. Avlunun altında bir kuyu ve sarnıç bulunur. Basamaklar, bir yeraltı sütun salonuna gider; burada mevsime göre su yükselir ya da alçalır.

Kilisenin anıtsal ön cephesi, ancak tam karşısında, kuzeyde yer alan galeriden tam anlamıyla incelenebilir. Bu asil ön cephe, Axum tarzının bir başka örneğidir; gömme ayaklar ve nişler, duvar hizasının, hatta nişlerin kendilerinin çıkıntılarla bozulduğu izlenimini verir.

Göründüğünden çok daha ufak olan iç mekân, sütunlarla bölünen bir salon oluşturacak şekilde özenle yontulmuştur. Göze çarpan tek süsleme olarak, üç Latin haçı duvara oyulmuştur.

Kilisenin zemininde kısmen üstü örtülmüş, çeşitli büyüklükleri olan bir dizi delik bulunur; bunların çok derinlere indiği söylenir. Su giderleri zemin boyunca uzanır ve küçük oluklar delikleri çevreler.

Bete Medhane Alem”den başladığımızdan şu ana kadar hayli koşuşturmalı bir tur oldu. Bütün Lalibela yazılarının, tanıtımlarının kapak resmi, sembolü olan Kiliseye günün son saatlerinde varabilmiştik. Esasında iyi de olmuştu. Ortalıkta çok turist yoktu, dar merdivenlerden inerken , kanaldan geçerken zorlanmamıştık. Sadece oralarda değil , kilisenin içerisinde de rahat dolaşmıştık. Bete Giorgis veya Beta George kilisesi türünün tek örneği. Kayalardan oyularak mono blok olarak yapılmış bir kilise, tepesi haç gibi oyularak aşağıya kadar öyle devam ettirilmiş. Görülmesi gereken önemli bir yer.

Bete Giorgis

BETE GEORGIS/GEORGE

Yekpare haldeki Bete Giorgis, Etiyopya’nın ulusal azizine adanmıştır ve diğer iki kilise grubundan izole durumdadır. Köyün güneybatısında, eğimli bir kaya terasındadır. Derin bir çukurda ve dik duvarlarla çevrili olduğundan, yalnızca biraz uzakta yer alan bir hendekten girilen tünel aracılığıyla ulaşılabilir. Duvarlarda bulunan küçük yuvarlak mağaralar ve odalar, dini bütün hacılar ve rahipler için mezar işlevi görür.

BETE GEORGIS/GEORGE

Bu kilise, Lalibela’nın mimari ve taş işçiliği bakımından “en şık” ve “zarif” yapısı olarak görülür. Zemin planı bir haç ve onu eşit olarak bölen kollardan meydana gelse de, kilise düzgün bir şekilde doğuya bakar; ana giriş batıda, kutsalların kutsalı ise doğudadır.

Pembe süngertaşından haç biçiminde inşa edilen kilise, üç basamaklı platformu üzerinde bir kule gibi yükselir; bu düzeni yalnızca batıdaki, kuzeydeki ve güneydeki üç kapı aralığının genişliği bozar. Kilisenin çatı süslemeleri, fotoğraf ve kartpostallarda da sık sık Lalibela’daki anıtları simgeler ve iç içe geçmiş üç Yunan haçı kabartmasından oluşur. Kuzey, güney ve batı taraflarındaki oluklar ise çatıda biriken suyu boşaltır.

BETE GEORGIS/GEORGE

Bete Giorgis’in en kendine has özelliklerinden biri de duvar kalınlığının aşağılara indikçe adım adım artmasıdır, ancak bu artış dış duvarlara akıllıca konumlandırılan yatay şeritler sayesinde belli edilmez.

Doğuya bakıyor olmasına rağmen, kilisenin iç mekânının haç zemin planına sahip olduğu görülür. Kilisede tam sütun bulunmaz, yalnızca dört tane üç yönlü gömme ayak ve onların kemerleri destekleyen başlıkları yer alır. Kilisenin doğu kanadını kapatan kubbe çapraz pattee kabartmasıyla süslüyken, diğer kanatların tavanlarında düz bir haç kabartması görülebilir. Kesişme bölgesini kapatan tavanda herhangi bir süsleme yer almaz.

Lalibela’daki haç biçimleri

İki ana tip, eşit boyutlu düz kollara sahip olan Yunan haçı ile alttaki diğer üçünden uzun olacak şekilde düz kollara sahip olan Latin haçıdır. Bunlar, son derece ayrıntılı ve sanatsal tasarımlarla gelişmiştir.

Etiyopya’da en çok sevilen biçim çapraz pattee ve onun çeşitleridir. Çapraz pattee, gösterişli kollara sahip olan bir Yunan haçı şeklidir.

Zagwe döneminde, uzatılmış, özel bir tür ayin haçı ortaya çıkmıştır. Lalibela haçları, çoğunlukla yanlarında kuş başlarına sahip olur; on iki havariyi temsilen de stilize insan figürlerinden oluşan bir taç bulunur. En tepeye konan haç ise İsa’yı temsil eder. Kuşlar (güvercinler) sıklıkla haçla birlikte tasvir edilir.

Lalibela’daki gamalı haç biçimleri Avrupa ve Hindistan’da bulunan eski güneş sembolüyle karıştırılmamalıdır. Lalibela gamalı haçları, bükülmüş kollarıyla Yunan haçından alınmıştır ve tıpkı Orta Çağ Hristiyan sanatında olduğu gibi, çoğunlukla iç içe geçmiş bir düzen yaratılmak istenmiştir.

Rahipler, zengin bir sembolizm geliştirmiştir; her bir şeklin farklı bir anlamı vardır. Üç uçlu haçlar Teslis inancına gönderme yaparken, beş kesik daire ya da girinti İsa’nın yaralarını simgeler. Ancak bu dekoratif düzenlemeler, farklı tedrisatlardan geçmiş rahipler tarafından sıklıkla farklı şekillerde yorumlanır.

1 geri izleme / bildirim

  1. ETİYOPYA-ADDİS ABABA – TARIK HOTAMIŞLIGİL

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*