JAİNİZM

JAİNİZM’İN KURUCUSU VARDHAMANA JNATRIPUTRA MAHAVİRAJİNA’NIN HAYATI

G.Atasağun

İlk Tirthankara Rsabha geleneklere göre Jainizmin kurucusudur; fakat onun ismi Veda’larda geçmesine rağmen, Purana’larda onunla ilgili bilgiler çok daha azdır. Jainizmin kurucusu Vardhamana Jnatriputra (Mahavira-Jina) olarak gösterilirse de, aslında Jainizm, 23. Tirthankara olan Parsva (Parshvanatha)’ya (M.Ö. VIII.yüzyıl) kadar geri giden bir geçmişe sahiptir. 

Parsva, Nigantha (Sanskritçe Nirgrantha) Mezhebi’nin kurucusu olarak bilinir. Vardhamana’dan 250 yıl önce yaşadığı söylenen Parsva’nın tarihi bir şahsiyet olduğu, kabul edilmektedir. Bu sebeple, Jainizmin bu zat tarafından kurulduğu söylenilerek, bu hareketin başlangıcı M.Ö. 850 yıllarına kadar geri götürülmektedir.

Her ne kadar Jainizmin M.Ö. VI. yüzyılda Vardhamana tarafından kurulduğunu söyleyenler varsa da, önceleri bu dinî hareketin kurucusu olarak görürlerken şimdi ise reformcu olarak nitelendirilmektedir.

Benares’te doğduğu kabul edilen ve Benares’li bir kralın oğlu olan Parsva’ya “Parshvanatha” (Muzaffer) adı verilmiştir. Parsva 30 yaşlarında dünya hayatını terk etmiş, her şeyi öğrenip, bilgeliğe ulaşmış ve vaaz vermeye başlamıştır. Sekiz cemaat kurduktan sonra, M.Ö. 776 yılında yüz yaşında bir dağ başında ölünceye kadar aylarca perhiz yapmıştır. Parsva, hâlâ günümüzdeki Jainlerin kült bir kişilik olarak inanışlarında ve mitolojisinde en önemli yeri işgal etmektedir.

Parsva, Vardhamana ve Budda’nın hayat hikayeleri büyük benzerlikler göstermektedir. Her üçü de Ksathriya (Prensler-Askerler) Kastı’na mensuptur.

Jainist kaynaklara gore Parsva’nın kurduğu dinî harekette; öldürmemek (ahimsa), hakikati-doğruyu söylemek (suntra), çalmamak (asteya) ve affedici olmak ana kurallar idi.

Günümüzde büyük bir çoğunluğa göre Jainizmin kurucusu olarak kabul edilen Vardhamana Jnatriputra (Mahavira-Jina)’nın hayatı şu şekilde özetlenebilir:

M.Ö. VI. yüzyılda Doğu Hindistan’da vaaz eden sayısız filozof ve din öğreticilerinden biri de Jainizmi sistematize eden ve onun kurucusu olarak kabul edilen Vardhamana’dır. Ona, ailesi tarafından Vardhamana (muvaffak olmuş-başarılı olmuş, mutlu, artan-çoğalan-büyüyen, kendiliğinden artan-fazlalaşan) ismi verilmiştir.

Tanrılar onu, korku ve tehlike karşısında ayakta durmasından dolayı“Mahavira” (Büyük Kahraman) olarak isimlendirmişlerdir. Ayrıca ona bilgeliğe ulaşarak kurtuluşa ermesi ve insanî ihtiraslarından kurtulması sonucu “Jina” (FatihMuzaffer-Galip) isminin de verildiğini görüyoruz. Bundan dolayı onun müridleri Jainler olarak isimlendirilmiş ve bu dini harekete de Jainizm denilmiştir. Bu unvanlardan başka Budist metinlerinde Vardhamana’dan “Nataputra” (Nata’ların Oğlu) olarak söz edilmektedir.

Vardhamana’nın mistik biyografisi Shvetambara geleneğinin merkezinde yer almış ve Hint kutsal şahsiyet (mahapuruşa) paradigmasına uygun olarak şekil değiştirmiştir.

Efsaneye gore; Vardhamana, Bihar’da bir Brahmanın eşi Devananda’nın rahmine düşer, ancak bir krallık ailesinde dünyaya gelsin diye, Tanrı İndra tarafından embriyonu, Magadha’nın hükümdarlık eden ailelerine akraba olan Vaisali’li bir prenses olan Trisala’nın rahmine transfer edilmiştir.

Bu husus Shvetambara kutsal metinlerinde ve minyatürlerinde bu şekilde tasvir edilmiştir. Bu olay Krishna hikayesini hatırlatmaktadır ki, bu görüş Digambaralar tarafından reddedilmiştir.

Diğer bir efsanede ise; Vardhamana’nın ana rahmine düşüşü annesinin görmüş olduğu ondört veya onaltı uğurlu rüyaya dayandırılmaktadır ki, Trisala bu rüyalarında beyaz bir fil, beyaz bir boğa, bir aslan, Tanrıça Sri,dolunay, doğan güneş, süt okyanusu ve başka şeyler görmüş, bu rüyalar sık, sık Jain literatüründe dile getirilmiş, elyazmalarında ve mabedlerde de tasvir edilmiştir.

Vardhamana ana rahmine düştükten hemen sonra, söylendiğine göre gerek kendisinde gerekse etrafında büyük değişme ve gelişmeler olmuştur.

Vardhamana’nın babası Siddhartha bir rivayete göre Licchavis Kabîlesi’nin, diğer bir rivâyete göre ise Nata veya Naya Kabîlesi’nin reisidir ve Ksathriya  (Prensler-Askerler) Kastı’na mensuptur.

Rivayet edildiğine göre; Vardhamana, daha ana rahmindeyken “ahimsa” ( şiddetsizlik) pratiklerine başlamış ve çok dikkatli imiş, annesine hiç ızdırap vermemiş, hatta anne ve babası ölmeden, dünyadan feragat etmemeye yemin etmiştir. Onun doğumu evrensel sevinç ve cömertlik sebebi olmuş.

Jainlere göre Vardhamana, M.Ö. 599 yılında, günümüzde Patna olarak bilinen Bihar’ın 27 mil kuzeyinde şimdi Basarh olarak bilinen Vaisali şehrinin yakınında Kundagrama Köyü’nde, Siddharta ve Trisala’nın ikinci erkek çocuğu olarak doğmuştur. Bir çok rüyalar  ile bir kurtarıcının yani cakravartin’in doğumu her iki anneye de müjdelenmiştir. Tıpkı Budda ve Zerdüşt’ün doğumunda olduğu gibi Vardhamana’nın doğum gecesi büyük bir aydınlık olmuştur.

Vardhamana, bir prens gibi yaşamış ve prens eğitimi almıştır. Ailesi, 23.Tirthankara (literatürde: “Nehirden geçit bulanlar”, başka bir deyişle “Yol açıcılar”,“Kurtuluş habercileri”) ve “Pontifex” (Köprüler yapan) Parsva’nın doktrinini takip ediyordu. Bu yüzden Vardhamana, Parsva’nın dinî kurallarına göre yetiştirilmiştir.

Shvetambaralara göre Vardhamana, Prenses Yashoda ile evlenmiş ve ondan Anojya isimli bir kız çocuğu olmuştur. Vardhamana’nın damadı Jamali, Jainizmdeki ilk bölünmenin sorumlusu olarak görülmüştür. Digambaralar ise Vardhamana’nın böylesi dünyevi bağlarının olmadığını söyleyerek onun bekâr olduğunu iddia etmişlerdir.

Vardhamana, 30 yaşında iken, anne ve babasını kaybetmiş, abisi Nandivardhana’nın iznini alarak, sahip olduğu bütün mal ve mülkünü dağıtmıştır.

Evini, karısını ve çocuğunu terk ederek Jina Parsva geleneğine göre dilencilik yoluyla çok katı bir münzevi hayatı yaşamaya karar vermiştir.

Dünyadan feragat ederek,rahiplik elbisesi giymiş ve rahiplik işareti olarak, saçından beş perçem koparmıştır.

Bu olay genellikle Jainist tasvirlerde, Tanrı İndra’nın Vardhamana’nın sadakatle kopararak, elinde tuttuğu saçlarını kabul ederken tasvir edilmiştir.

Vardhamana gezginci ve katı bir münzevi hayatı (sramana) yaşadı, yiyecek için dilendi. Dört aylık Muson Yağmurları dönemi hariç Ganj Vadisi’nin doğu bölgesinde bir yerden diğerine seyahat etti.

Digambaralara göre Vardhamana derhal süslü elbiselerini çıkarmış ve çıplak olarak dolaşmaya başlamıştır.

Halbuki Shvetambaralar bunun feragat olayından sadece onüç ay sonra olduğuna inanırlar.

Böylesi tartışmalar farklı düşüncelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu durum, kutsal hayatta çıplaklığın önemiyle ilgilidir.

Vardhamana, Parsva’nın öğretilerini yenilemiş ve tamamlamıştır. Vardhamana’nın dünyaya bağımlılıktan kurtulma maksadıyla üzerindeki elbiselerini çıkarıp tamamen çıplak olarak dolaşması, Parsva tarafından ikame edilen gelenekten onu ayıran bir yeniliktir ki, bu durum daha sonra takipçileri tarafından örnek olarak alınmış ve Jainizmin iki ana mezhebinden biri olan Digambaraların bir işareti haline gelmiştir.

Vardhamana otuz ay dünyevi tercihlerden kurtulma  egzersizlerinden sonra yaklaşık onüç yıl,az yiyip-içmeye, az uyumaya, nefsî arzularını engellemeye, dünya zevklerine sırt çevirmeye kendisini vermiştir.

Jainizmin her iki mezhebi de Vardhamana’nın, yaşayan varlıklara karşı işlenen bütün zorbalıklardan, kendisine açıkça verilmeyen bir şeyi almaktan, yalan söylemekten, düşüncedeki, sözdeki ve davranışlarda ki ahlak dışı davranışlardan, tam mânâsıyla kaçındığı ve mal-mülk edinmekten sakındığı hususunda görüş birliği içindedir.

Kısacası Vardhamana, Jain rahibinin beş temel andını takip etmiştir. Bunlardan başka Vardhamana, tabiat, hayvan ve insan hususlarında çok sert bir sıkıntıya katlanmış ve Karma’nın kirlenmesini önlemek için Jinacaritya’ya gore kendi kendine gayret sarf ederek çok uzun süren ve çok ağır oruçları içeren sistematik bir tövbe programı uygulamıştır. Bu uğurda oniki yıl altı ay ve onbeş gününü dilencilik yaparak harcamıştır.

Vardhamana, Samsara Çarkı’nın özüne nüfuz edinceye kadar, bu derin düşünmeye   ( tefekkür’e) ve münzevi hayatına devam etmiştir.

Sonunda bir yaz akşamı, Jrimbhikagrama Kasabası’nın dışında Rjupalika Nehri kıyısında Samagra isimli bir zatın arazisinde bir Sala Ağacı’nın altında derin bir meditasyon halinde “kevala” olarak isimlendirilen, tamamen ve bütün olarak açık, engellenmemiş sınırsız, yüce ve ilâhî bir bilgi ve seziş yoluyla bilgeliğe (Kevala-Janana) ulaşmıştır.

Kutsal yazılar, Vardhamana’nın bilgeliğe ulaştıktan sonra, tanrılar, insanlar ve şeytanların dünyasının bütün durumlarını, nereden geldiklerini, niye hayvanlar, insanlar veya tanrılar olduklarını veya cehennemî varlıklar olarak doğduklarını, onların bütün fikirlerini, akıllarından geçenleri, yiyeceklerini, işlerini, arzularını, dünyada yaşayan bütün varlıkların hepsinin açık ve gizli fiillerini gördüğünü ve bildiğini iddia eder. Mahavira, dünyadaki bütün yaşayan varlıkların ne düşündüklerini, ne konuştuklarını, nasıl hareket ettiklerini ve bütün hallerini görmüş ve bilmiştir.

O, gerçekte dünyanın; geçmiş, şimdi ve gelecekteki ikamet edenlerini,hatta ilâhi, cehennemî, hayvanî ve insanî bütün bilgisini kazanmıştır.

Jainizmin “sumum bonum” yani her şeyi bilme marifeti ile Mahavira, bir kimseyi Samsara Çarkı’na götüren güçlerden veya Karma’dan kendisini kurtarmış oldu.

Mahavira, bilgeliğe ulaştıktan sonra, büyük bir dinleyici kitlesine ulaşmış,vardığı gerçeği insanlara anlatmıştır. O, vaazlarını Sanskritçe ve mahallî Magadhi lehçesi olan Prakritçe yapmıştır. Mahavira hayatının geri kalan 30 yılını, Patna çevresinde Magadha, Videha, Anga, Vaisali, Cravasti ve Rajagraha’da inançlarını  anlatmakla geçirmiştir.

Etrafında çeşitli kastlardan insanlar toplanmıştır ki, bunların büyük bir çoğunluğu Parsva’nın eski bir mezhebi (Ningrantha)’ne mensup olması muhtemel olan keşişler, rahibler, rahibeler, erkek ve kadın laiklerden oluşuyordu. Mahavira bu Jainst topluluğu başarılı bir şekilde organize etmiştir.

Mahavira’ya bu organize işinde görevlendirmiş olduğu onbir “ganadhara”lar (Dini toplulukların reisleri) yardım etmiştir. İlk başkan Indrabhuti Gautama’dır ki, O, Mahavira’nın öğretilerini muhafaza etmiştir. Mahavira’nın ilk müridlerinden bir diğeri Gosala idi. O,Mahavira’ya karşı geldi ve Ajivika Mezhebi’nin lideri oldu.

Mahavira’nın oniki müridinin isimleri şunlardır: 1. İndrabhuti Gautama,2.Agnibhuti,

3. Vayubhuti, 4. Arya Vyakta, 5. Arya Sudharman, 6.Mandiputra, 7. Mauryaputra, 8. Akampita, 9. Achalabhratr, 10. Metarya, 11.Prabhasa63, 12. Gosala

Sonunda Mahavira, bugün Patna olarak bilinen Bihar’ın yakınındaki Pava Kasabası’nda M.Ö. 527 yılında Muson Yağmurları döneminin sonunda 72 yaşındaölmüştür; Jainist geleneğe göre ise Nirvana’ya giriş yapmıştır.

Ölüm yılı, Vira Samvat olarak bilinen dönemin ve Jainist takviminin başlangıcı olmuştur.

Mahavira’nın ölüm yeri olan Pava, onun ayak izlerini taşıdığı iddia edilen sayısız güzel tapınaklarıyla Jainlerin hac merkezlerinden biri olmuştur.

Shvetambara geleneklerinde önemli bir yerdir. Mahavira’nın hayatının beş aşaması yani uğurlu ânı: onun ana rahmine düşüşü, doğumu, zahidliği, aydınlanması ve Nirvana’ya girişi (ölümü), Jainistler tarafından kutlanan kutsal günler arasındadır.

Her ne kadar Mahavira, Budda’nın çağdaşı ve aynı zamanlarda aynı bölgelere yolculuk etmişlerse de, Budda, Mahavira ile asla karşılaşmadığı bilinir.

Ancak Budda’nın niye çok güçlü ve ilk rakibiyle karşılaşmaktan sakındığı da bilinememektedir.

Mahavira, Budda’nın rakipleri içinde, günümüzde bile hâlâ yaşamakta olan dinî bir cemaatin organizesinde başarılı olmuş tek kişidir. Bu iki dini liderin kariyerleri ve ruhânî yönelmeleri arasında bazı çarpıcı benzerlikler görülür:

Her ikisi de Aristokrataskeri kasta yani Ksathriya (Prensler-Askerler) Kastı’na aittir.

Her ikisi de erken dönem Upanişadlarda daima görülen Anti-Brahmanik eğilim göster-mektedirler.

Her ikisi de aslında yüce Tanrı’nın varlığını inkar ettikleri ve Vedaların vahiy niteliğini reddedip, kurban merasimlerini gaddarlık ve faydasızlıkla itham ettikleri için, Brahmanlar tarafından sapık olarakdeğerlendirilmiş-lerdir.

Diğer taraftan Mahavira ve Budda tamamen farklı tabiat ve mizaca sahiptirler ve onların doktrinleri de birbirleriyle uzlaşmaz niteliktedir.

Yol formülleri içinde özetlenmiş olan Budda’nın eğitimi gibi, Mahavira’nın eğitimi de “samyagdarsana” (doğru inanç), “samyagjnana” (doğru bilgi) ve “samyagcaritra” (doğru davranış) vizyonu olarak formüle edilen “triratna” (üç cevher) şeklinde özetlenmiştir.

JAİNİZMDE TANRI İNANCI F. JAİNİZMDE TANRI İNANCI

Jainizm, tanrı tanımaz yani ateist bir din olarak gösterilir. Jainizm, yaratış diye bir şeyin olmadığını, dünyanın ve hayatın ne bir başlangıcı ne de bir sonu olduğunu, kozmik devrelerin kendi kendilerine sonsuzluğu tekrarladıklarını ve ruhların sayısının da sınırsız olması sebebiyle bir nesneyi yoktan vareden bir yaratış düşüncesinin kabul edilemez bir şey olduğunu ileri sürerek, yaratıcı bir tanrının varlığını inkar eder.

Tanrılar, mutlak saadetin kesin derecesini belirlerler. Fakat Tanrılar, ölümsüz yani bâkî de değildirler. Jainistler, varlıkların tasnifinde Tanrıları da bir sınıf olarak saymakla birlikte, tıpkı insanlar gibi onların da Samsara Çarkı’na tâbi olduklarına inanırlar. Jainizmin ateist bir din görüntüsü sergilemesi, Budizmde Budda’nın yaptığı gibi, Mahavira’nın da Tanrı konusunda sessiz kalmasından, kesin ve net bir tavır koymamasından kaynaklanmış olabilir.

Jainizmde ikinci derecede önemli olan ev, güneş, ay, gezegen, takım yıldızları ve yıldız Tanrıları bulunmaktadır. Bu tanrıların dışında da yine bazı Tanrı isimlerine rastlanılmaktadır. Ancak Tirthankaralar ve kurtuluşa erdiğine inanılan ruhlar (siddha) bu Tanrılardan daha üstün tutulmaktadır. Ruhban sınıfının önderleri olarak kabul edilen “Âcaryalar”, kutsal metin öğreticileri olan “Upadhyayalar” ve kutsal kişiler ve azizler olarak görülen “Sadhular” da Tirthankaralar ve Siddhalarla birlikte beş büyük Tanrı öbeği (Parameshthin)’ni oluşturmaktadır.

G.Atasağundan alıntıdır.

1 geri izleme / bildirim

  1. BHAKTAPUR – TARIK HOTAMIŞLIGİL

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*